Filed Under (Kalır) by admin on 22-06-2009
Ada
Bir kıyıdan baktım dünyaya
Ellerimde tuz avucumda sedef
Bir mavilik bir açıklık
Özgürlük hasreti
Yüreğime vuruyor
Nerede nerede insanlar
Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey Devamını oku »
Filed Under (Kalır) by admin on 09-06-2009
Sana mucizeler vaadedemem ama, mucize aratmayacak kadar çok sevebilirim seni…
Bir sevda masalı bu… Yazmaya henüz başlamadım… İnsan yaşarken yazamıyor bazı şeyleri, aynı kelimelerin arasında gidip geliyor…. Ne zaman yazmaya kalksam hep aynı cümleler… Onun için, yazmaya başlamadım daha…Ama bu bir masal… Bu bir sevda… Ben seni sevdiğimde, aklım hür bir çocuktu… Ne istersem yapabileceğimi, ol dersem olabileceğini, dünyanın ekseninde ömrümü geçireceğimi sanıyordum… Ben seni sevdiğimde en çok kendimi seviyordum…Şimdiyse, seni… Sana dair ilk cümlem -korkuyorum senden- di… O anki gülüşün hala aklımda… Anlayamayan, hoşuna gitmiş, kafası karışmış bir gülüş… -masalları sever misin?- demiştin bana, sonra da küçük kızının masal kitabından bir masal okumaya başlamıştın… Ben de bu sevda masalını yaşamaya… Masalları severdim, evet… Ama bunu sana söyleyemedim. Korkuyordum senden… Şimdiyse, seni kaybetmekten… Konuşamıyordum, anlatamıyordum, dinleyemiyordum, dizginleyemiyordum duygularımı, içimde deli bir nehir gibi çağlayan aşkı tutamıyordum… Yapamadığım çok şey vardı… Ama sevdim seni… Sana mucizeler vaadetmedim… Ama sen, mucizenin ta kendisiydin… Ben de seni mucize aratmayacak kadar sevdim… “Sana Mucizeler Vaadedemem… Ama mucize aratmayacak kadar sevebilirim seni…” Bir mucize arar gibiydin seni tanıdığımda… Gözlerin nereye baksa aynı soruları soruyordu bana… “Gerçekten aşk var mı?” “Gerçekten mavi sevebilir mi insan?” “Gerçekten bir MaSaL yazılabilir mi bir yaşamdan”… Öyle çok kırılmıştın ki, korkuyordun… Bense hiç kırılmamıştım daha ve sana yenilmekten korkuyordum… Senin korkularının üzerine giderken kendi korkumun içine düştüm… Yenildim sana… Hayatım boyunca, yapmaktan korktuğum tek şeyi yaptım ve aşık oldum sana… Ama hiç pişman olmadım sonrasında…. Gerçekten aşk vardı…Gerçekten mavi sevilebiliyordu…Gerçekten bir MaSaL yazılabiliyordu bir hayattan… Ve ben sana, Mavi bir MaSaL yazdım…İnanıp inanmayacağını düşünmeden masallara… Masalımı maviyle donattım. Bunlar mucize değildi, hayır…Sana mucize vaadetmedim…Ama seni mucize aratmayacak kadar çok sevdim… Korkularını silerken senin, esiri oldum mavinin “Sana mucize vaadetmiyorum; ama mucize aratmayacak kadar seviyorum seni…” Sana dair anlatılacak o kadar çok şey var ki aslında… Dedim ya, yaşarken anlatamıyor insan… Ne zaman yazmaya kalksam,içimden geçen cümleler hep aynı yerde takılıp kalıyor… “Seni çok sevdim ben”…. Bundan bir adım öteye geçemedim yıllardır… Yıllardır ne zaman seni yazmak istesem, kelimelerim düğümlendi… Artık senli zamanlarıma “yıllardır” diyebilmenin mutluluğu da eklendi senli mutluluklarıma… Seni tanıdığım için, seni sevdiğim için, benim olduğun için mutluydum zaten… Ve artık sana “Seni çok sevdim” derken, çok geniş bir zamanı anlatıyor geçmiş zamanım… Ve şimdiki zamanım da çok büyük bir sevdayı… Bir sevda masalı bu… Ama yazmaya henüz başlamadım… Yazıldığında göreceksin, ne çok sevildin…Yazıldığında göreceksin… “Ben seni çok sevdim”…
Filed Under (Kalır) by admin on 06-06-2009
Bugün Burada Cumartesi. . .
Gittiğin yer bakışların kadar uzak olmasa. .
Gelirdim. .
Dön, dön diyebilmek için. . .
Zalim yolların uzak sevdası.. Sevdana yanıyorum kaç zamandır.. Sen bilmediğim, görmediğim alemlerdeyken ıssızlığıma ağlıyorum. . “Ne olur dön. .” diyemeyişimde kırılıyor kelimelerim. Sana gelemeyişimde bağlanıyor dizlerim. .
Devamını oku »
Filed Under (Genel) by inaccessible on 02-06-2009
Yemek yeme, vücudun ihtiyacı olan temel ögeleri, besinler ile almak ve yaşayabil mek için en gerekli unsurdur.
Anne, babaların çocuklarına yemek yedirme hikayelerini az çok biliriz. “tren geliyor, kuşa bak nasıl uçuyor ” bunun gibi cümleleri binlerce kez çoğaltabiliriz. Bizim toplumuzda en iyi anne çocuğuna çok yemek veren, onu çok iyi besleyendir. Bu geleneği en iyi şekilde sürdürmek isteyen annelerimiz, çocuklarının isteklerine veya o yiyecekleri sevip sevmediklerine aldırmadan, veya kendi sevdiği yiyecekleri çocuklarının da sevme mecburiyeti olduğunu düşünerek olur olmaz miktarlarda veya zamanlarda çocuklarını besleme yolunu tutarlar. Bu tutum ne kadar doğru?
Her türlü zorlama ve şaklabanlıkla yemek yedirilen bir çocukta asla sağlıklı yemek yeme alışkanlığı kazandırmak mümkün olmayacaktır. Biz büyüklere tok iken yemek yedirilmenin eziyet olabileceği empatisinin kendi çocuğunuz için düşünmeniz sanırım yeterli olacaktır.
Anne ve babaların kaçındığı noktalar vardır bebek iken başlayıp, hatta abartılarak, yetişkinlik dönemde bile annelerimizin yemek yedirttiği dönemleri gülümseyerek hatırlayabilirsiniz. Bebeklik dönemde yemek yeme alışkanlığının kazandırılmasında en önemli faktör, çocuklarımızın aman kıyafetini batıracak, koltuğu kirletecek, az yiyecek ve korumacılık en iyi ebeveyn olma ilkelerimiz çocuklarda kendi kendine yemek, açlık tokluk hissi, çatal kaşık kullanma becerilerinin geliştirilmesinde olumsuz faktörlerdir.
Çocukların yemesi için sadece onların sevdiği yiyecekleri yapmak yerine değişik lezzetleri sunmak en doğru seçenektir. Ve çocuk bu çeşitler içinde kendi beğenisi seçme özgürlüğüne girecektir.
Asla anne ve babalar yemek yemeyi bir baskı haline getirmekten kaçınmalıdırlar. Çocuklarınızın az yemek yemesi onların fiziksel gelişimlerini önemli derecede etkilemez fakat ileride sosyal ve duygusal anlamda bir çok tehlikeyi beraberinde getirir. Çok yemek yemek sağlıklı değildir. Aksine şişmanlık tehlikesi oluşturabilir. Çocuklarınız için yeterli miktarda besin ögelerini almanın önemini bilmek yeterlidir.
Filed Under (Genel) by inaccessible on 01-06-2009
Yunan mitolojisinde yer alan Narcissus, Cephissus ve Liriope’nin oğludur. Kahinleri, kendilerine Narcissus’un sonsuz hayat yaşaması için bir şart sunar. Bu oğullarının hiçbir zaman kendisini görmemesiydir. Cephissus ve Liriope bu şartı kabul eder.
Yıllar geçer, Narcissus, kendisine bütün kızları aşık edebilecek güzellikte bir deli kanlı olmuştur. Anne babasının yasağına uyan Narcissus, çevresinin ona karşı olan ilgisi ni umursamadan sessiz bir hayatı tercih eder. Peri Echo Narcissus’a aşık olanlardandır. Ama Narcissus bu periye önem vermez ve bu yüzden bu olaya kızan tanrıça Nemesis Narcissus’a ceza vermeye karar verir. Ona sudaki görüntüsünü göstererek kendi görün tüsüne aşık olmasını sağlar. Artık, Narcissus, bu güzelliği görmek için her zaman pınara gider olmuştur. Bir gün aşık olduğu güzele dokunmak, ona sarılmak ister. Ve suya düşerek boğulur.
Bu hikaye, biz insanlara kibir ve ukalalık yerine, lord değil de avam olma lütfunun en yüce değerler içinde yer alması gerektirdiğin bir göstergesi değil mi?